Camiden çıkıp Bedesten ve Kapalı Çarşıda şöyle bir dolaştıktan sonra bebeğimin yemek saatinin gelmesi dışında hepimiz de açlıktan bitkin düşmüştük. Edirne’de tabi ki ciğer yedik. Açıkçası ben de Mustafa da ciğeri sevmiyorduk ama Edirne’de olmanın şanına karşı çıkılmazdı.Kendimizi yemeğe kaptırmışken oraya has güzel tatlılardan yememek olmazdı hemen tatlıcıya gittik. Daha önce yediğim ve tadı damağımda kalan peynir helvasından yemek için can atıyordum. Kocacım peynir tatlısı, Mustafa trileçe siparişi verdi. Hepimiz birbirimizin
tatlısından yiyorduk ve hepsinin tadı da muhteşemdi. Canım yavrum en çok peynir helvası ve yanında ikram edilen muhteşem dondurmayı beğendi, açıkçası ben trileçeyi ilk kez denemiştim ama tadı harika kesinlikle onu da tavsiye ediyorum. Peynir tatlısının burada tahinle sunumu tatlıya ayrı bir lezzet katmış.İyi ki her birimiz farklı siparişler vermişiz ve bu lezzetlerin hiçbirinden mahrum kalmamışız diye düşündük tatlı üstüne çayımızı içerken.
Oh yedik, içtik, enerji dolduk. Bizim seyyah, daha çayın son yudumlarını almadan dolaşmaya başladı; eh biz de oturmaya mı geldik diyip başladık Eski Camiyi gezmeye. Buradaki Cennet Taşı veya Kabe Taşı’nı da mutlaka görmek gerek tabi…”İnanışa göre, Eski Cami’nin duvarına konulan bu taş, aşırı
yağışlardan dolayı Kabe’nin duvarlarından düşen taşların bir parçasıymış. Taşları ne şekilde yeniden Kabe duvarına koyacağını düşünürken uykuya dalan Kabe emiri, bir gün rüyasında Hz. Muhammed‘i görmüş. Hz. Muhammed rüyasında emire, Diyar-ı Rum’da bir cami olduğunu ve taşı oraya göndermesi gerektiğini söylemiş. Bunun üzerine parça, yapımı ağır aksak ilerleyen Edirne’deki Eski Cami’ye gönderilmiş. Parçanın bu caminin duvarına konulmasının ardından Eski Cami kısa sürede tamamlanmış.” Caminin her tarafı eşsiz hat sanatı ile dolu.Minik kuşumun hat yazılarının yanında ufacık pozları çok şirindi doğrusu. Buradaki gezimizden sonra Şifahane’ye (Sağlık Müzesine) doğru yol aldık. II.

Beyazıt külliyesi içindeki müze mükemmel düzenlenmiş.Tıbbın bizdeki gelişimini ve Avrupa’da akıl hastaları yakılırken aynı çağda bizim onları tedavi etmeye çalışmamız insana verilen değerin bir zamanlar ne kadar yüksek olduğunun göstergesi olsa gerek. Müze Avrupadan da birçok ödül almış haklı olarak.
Geziden sonra Meriç kenarında oturup da şöyle bir keyif yapmadan
gitmek olmazdı değil mi? Nehir kenarındaki masaları kapmak için köşe
kapmaca oynayan bir sürü insanın içinden şanslı azınlıktan biriydik. Biz
keyif yaparken faytonlar ve fotoğraf için gelen gelin- damatlar mekanın
seyrini daha da güzelleştiriyordu. Ayrıca fiyatların da makul olduğunu
belirtmeliyim.Biz pazartesi gitmiştik , O gün orada “Pazar” varmış
ürünler oldukça güzel ilgilenenlere duyurulur. Edirne’nin insana büyük
bir huzur veren bir şehir olduğunu söyleyebilirim. Biz bu kadar gezi
yeter diyip vakitlice evimizin yolunu tuttuk şansımıza son bir gün
batımı eşiz bir dolunay manzarasını da içimize çektikten sonra .




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder