Pek çok kişi yaşamı olduğu gibi kabul eder ve potansiyelini gerçekleştiremez. Değer verdiğiniz kişilerin bu kabullenişleri kanınıza dokunur.Ben de bunu kabullenemeyenlerdenim. Zaman zaman hepimiz gibi karşılaştığım devasa sorunların karşısında kendimi içinden çıkılamaz bir döngünün çaresizliği içinde hapsolmuş hissetsem de bilirim ki yarın yine güneş doğacak. Bu nedenle karşımda durmuş olmuyor işte ne yapsam olmuyor, değiştiremiyorum hiçbir şeyi denmesini kabul edemiyorum. Oysa şimdi o tam da bunu yapıyordu. Evet belki bugüne kadar çabalamış ve olmasını istediği şeyi gerçekleştirememişti ama bu, bundan sonra gerçekleştiremeyeceği anlamına gelmiyordu ki. Yenilmiş, çaresizlik algısına hapsolmuş, gününü ve geleceğini düzenlemekten vazgeçmiş, kendini sadece sıkıntıların gölgesinde bırakıp "güneşli"günlerin hayalini bile kuramaz olmuştu. Bugünkü konumuz da kendiliğinden ortaya çıktı: Meşhur deyim: Öğrenilmiş Çaresizlik
Dr. Seligman ve çalışma arkadaşları tarafından bulunan bir psikoloji terimi olan öğrenilmiş çaresizlik (learned helplessness), hayvanların ya da insanların, karşılaştıkları olumsuz olaylar üzerinde kontrollerinin olmadığını düşündükleri durumlarda ortaya çıkan apati (duygusuzluk) durumuna denir. Öğrenilmiş çaresizlik, organizmanın davranışlarıyla olumsuz sonucu ortadan kaldırabileceği durumlarda gereken çabayı gösterememesi olarak tanımlanır.Bu konuyu üç somut deneyle daha belirginleştirebiliriz.
Filler daha yavruyken, kalın bir zincirle bacağından bir direğe bağlanır. Önceleri yavru fil kaçmaya çalışır, uğraşır durur; ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın ne zinciri koparabilir ne de direği yerinden oynatabilir. Fil yavrusu ayağında zincirle büyür ve kaçamayacağını kabullenir. Özgürlük kavramını yitirir. İşte bu noktada ayağındaki zincir çözülür ve yerine konulan ince bir halatla birkaç santimetre boyunda tahtadan bir çubuğa bağlanır. Fil, bu koşullarda kolaylıkla kaçabilecek olmasına rağmen olduğu yerde kalır. Çünkü hâlâ var olduğunu sandığı zincirini asla kıramayacağına inanır. Fil büyüyünce ipten kurtarılır. Ama artık o alanın dışına çıkamayacağını öğrenmiştir. Gücü yokken başına gelen olumsuz durum, o güçlüğün üstesinden gelecek güçteyken bunu fark edememesi nedeniyle esareti olmuştur.
ZIPLAYAN PİRELER
Öğrenilmiş çaresizlikle ilgili psikologlar bir pire deneyi yaparlar. Pirenin ne kadar zıpladığını ölçerler ve 50 cm zıpladığını görürler. Pireyi yüksekliği 30 cm olan cam kavanoza koyarlar. Kavanozun ağzını kapatırlar. Kavanozun altından ısıtırlar. Pire ısındıkça zıplar ve zıpladıkça kapağa çarpar. Bir süre sonra pire kapağa çarpmamak için 29 cm sıçrar, düşer. Ama kapağa çarpmaz. Pire bunu alışkanlık haline getirdikten sonra kavanozun kapağını açarlar. Pire hala 29 cm sıçrıyor. Halbuki eskiden 50 cm sıçrardı. Pire bu deneyle 29 cm' den fazla sıçrayamayacağını öğrenir. Çaresizliğine teslim olmayı öğrendi. bu nedenle kurtulabileceği vakit geldiğinde hiçbir şey yapmadan aynı koşullarda yaşamaya devam etti.
KÖPEK BALIĞI DENEYİ
Araştırmacılar bir köpek balığını oda büyüklüğündeki bir cam bölmeye koymuşlar. Cam bölmenin diğer tarafında da birçok küçük balık var. Köpek balığı bu balıklara ulaşmaya çalışmış, ne tarafa gitse cam bölmeye çarpmış, ne kadar uğraştıysa da diğer taraftaki balıklara ulaşamamış. Köpek balığı 21. günden sonra cam bölmelere hiç çarpmamayı öğrenmiş. Cam bölmeye kadar gidiyormuş; ancak tam bölmeye yaklaştığında yönünü değiştiriyormuş. Bunun üzerine cam bölmeyi çıkarmışlar. Köpek balığı oralı bile olmamış. Kendisinin sadece o bölme alanına kadar yüzebileceğini sanıyormuş. Artık diğer balıkları yiyemeyeceğini kabullenmiş ve balıklara dokunamamış. Çünkü köpek balığı çaresizliği öğrenmiş.
Öğrenilmiş çaresizlik yenilgiyi baştan kabul etme, olumsuzluklara karşı içine kapanma, özgüvenini kaybetme durumudur. Hayatının direksiyonunda senin olmadığına inanman üzerine kurulu bir kavram. Ne çok kişi vardır hayatımızda bizi böyle olmaya sevk eden. Sadece gerçek dostlar ve size gerçekten değer veren insanlardır size inanan ve tam yarıştan kopacakken “Sen bunun üstesinden gelebilirsin” diyen, tam vazgeçecekken kendinizden, yeniden sizin hayata tutunmanızı sağlayanlar. Ancak çevremiz o kadar kalabalıktır ki “Sen bunu yapamazsın,bunu başaramazsın”larla dolu cümleler de o kalabalık da havada uçuşur. (Tabi burada gerçek durum değerlendirmesi yaparak sizi uyarmaya çalışan kişiler değil, aslında üstesinden gelinebilecek ve potansiyelinizin altındaki zorluklardan bahsediyorum. )
Kişi kendini pasifleştirir ve mücadeleden vazgeçerse kendini içine hapseder ve bir müddet sonra cesaretini kaybeder. Çaresizlik üstesinden gelinebilir bir durumdur aslında; ancak kabul edilmiş çaresizlik, mücadele ve yaşama hevesini söküp atan bir durumdur. Bu durumu özetleyen güzel iki öyküyü paylaşalım:
KURBAĞALAR
Bir gün kurbağaların yarışı varmış. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmışlar. Ve yarış başlamış. Gerçekte seyirciler arasında hiçbiri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sadece su sesler duyulabiliyormuş:
"Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!" Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş.
Seyirciler bağırıyorlarmış: "...Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!.." Sonunda, kurbağaların bir tanesi hariç, hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş bu işi nasıl başardın diye. O anda farkına varmışlar ki kuleye çıkan kurbağa sağırmış!
"Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!" Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş.
Seyirciler bağırıyorlarmış: "...Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!.." Sonunda, kurbağaların bir tanesi hariç, hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş bu işi nasıl başardın diye. O anda farkına varmışlar ki kuleye çıkan kurbağa sağırmış!
KARTAL YAVRUSU
Kartal yavrusu, bir vesileyle civcivlerin arasına düşmüş. Civciv olduğunu zannederek civcivler gibi yürürmüş. Civcivler gibi yeri gagalayıp yiyecek arıyormuş. Bir gün havada bir kartal görmüş.
· Muhteşem bir kuş bu ya. Ne kadar yükseklerden uçuyor. Keşke bende onun gibi olabilsem. Onun gibi yükseklerden süzülerek uçabilsem. Diye söylenirken. Yanındaki civcivler demiş ki:
· Bak biz civciviz, o ise kartal. Boşuna hayallere kapılma. Onun gibi yükseklerden uçamazsın.
Kartal yavrusu çok üzülmüş. Çünkü kendisinin de bir kartal olduğunu bilmiyormuş. Birilerinin ona kartal olduğunu söylemesi ve onu buna inandırması gerekiyormuş. Ama söyleyen olmayınca hayatının sonuna kadar civcivler arasında yaşamış.
Kartal yavrusu, bir vesileyle civcivlerin arasına düşmüş. Civciv olduğunu zannederek civcivler gibi yürürmüş. Civcivler gibi yeri gagalayıp yiyecek arıyormuş. Bir gün havada bir kartal görmüş.
· Muhteşem bir kuş bu ya. Ne kadar yükseklerden uçuyor. Keşke bende onun gibi olabilsem. Onun gibi yükseklerden süzülerek uçabilsem. Diye söylenirken. Yanındaki civcivler demiş ki:
· Bak biz civciviz, o ise kartal. Boşuna hayallere kapılma. Onun gibi yükseklerden uçamazsın.
Kartal yavrusu çok üzülmüş. Çünkü kendisinin de bir kartal olduğunu bilmiyormuş. Birilerinin ona kartal olduğunu söylemesi ve onu buna inandırması gerekiyormuş. Ama söyleyen olmayınca hayatının sonuna kadar civcivler arasında yaşamış.
Hayat bizi bu ikilem arasında bırakır. Ya olumsuz düşünen insanlara karşı kulaklarımızı tıkayacak sağır olacağız, ya da bizi olduğumuz şeyden daha az olmaya mahkum eden koşullar karşısında mücadeleden ve kendimize olan inancımızdan vazgeçeceğiz.
Önerim mi? Olumsuz düşünceleri ve yapamam sözlerinini hayatınızdan çıkarın; çünkü ne yaşanırsa yaşansın biz hep daha fazlasıyız ve Simurg gibi küllerimizden yeniden doğmasını biliriz. Necip Fazıl'ın dediği gibi "Ya çaresizsiniz ya da çare SİZ siniz.” Unutmayın kendi zincirlerinizden kurtulduğumuz zaman özgürlüğe ulaşırız.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder